DEĞERLENDİRME

Köy Enstitüleri 2000

Bir sayfa geri
17. Nisan 2000 tarihinde açılan "Köy Enstitüleri 2000" İnternet sitesi bir yılını doldurmuş bulunmaktadır. Bir yıllık süre içinde SİTE'de 17. Nisan Köy Enstitüleri (K.E.) kuruluşu, 19. Mayıs - 9.Eylül, 23. Haziran İ. Hakkı TONGUÇ ve 26. Şubat H. Âli YÜCEL ölüm yıldönümleri nedeni ile yapılan çalışmalar yer almıştır. Çalışmalar görsellik ön planda tutularak gerçekleştirilmiştir.

SİTE'nin 17.4.2000 tarihli açılışı günlük gazetelerin merkez ve İzmir bürolarına, bu gazetelerin konuyla ilgilenen ve ilgilenebileceği düşünülen köşe yazarlarına, eğitim fakültelerine, ilgili dernek ve vakıflara, siyasi partilere... v.b. kişilere fax, e-mail yolu ile duyurulmuştur. Gazetelere yapılan duyuru bir kaç kez tekrarlanmıştır.

Duyurumuz sadece Yeni Asır gazetesinde haber olarak yer almıştır. Sınırlı sayıda kişi dışında duyurumuzun yöneldiği merkezlerin hiçbirinden tepki alınamamıştır.

İlgi gösteren kişiler ya K.E. kökenli ya da ailesinde ve çevresinde K.E.'lüler bulunanlar ile, kişisel dostlarımız olmuştur.

Bir yıl içinde SİTE'yi ziyaret sayısı 150 olmuştur. Bu ziyaretlerin 25'i ilgiyi ölçmek için SİTE oluşturucularının ziyaretleri olarak kabul edildiğinde bir yıllık ilginin 125 ziyaret olduğu söylenebilir. Bu sayı K.E. olgusu ile karşılaştırıldığında ciddi bir ilgisizliğin göstergesi olarak kabul edilebilir.

Bu ilgi yetersizliğinin hem SİTE'nin hazırlanış ve duyuruluş yöntemi hem de yönelinen merkezlerin algılayışı açısından iki yönlü olabileceği düşünülmektedir.

SİTE'nin yapısına ilişkin en önemli eleştiri görselligin ağırlık taşıması ve bilgilendirici yazılı metin desteğinin yetersizliğidir. Bu eleştiri göz önüne alınarak İ. H. TONGUÇ'un ölüm yıldönümü nedeni ile yapılan çalışmada ağırlıklı olarak yazılı metne yer verilmiştir.

Ancak SİTE'nin ilk aşamasında görselliğin seçimi bilinçli bir tercih olarak konmuştur.

Amacımız, "görme, düşünme, anlama ve bilincine varma" sürecinin bütünü üzerinde kontrolü olan özerk, bağımsız bireyin ve toplumun oluşumunda kritik başlangıç noktasına, görmeye işaret etmekti.

Ön kabüllerden bağımsız olarak kendi başımıza görmeyi başaramadığımız sürece gerçekliğe bir aracı, aktarıcı, açıklayıcı eliyle dolaylı ulaşıyoruz. Buda bizi kendi dışımızdaki bakış açılarının kabullenicisi ve taşıyıcısı yapıyor.

aşamasındaki başarısızlık düşünme aşamasında bilgi ve bilgilenen kişi arasındaki ilişkinin doğru oturtulmasını engelliyor. Kişi bilgiyi kesin, değişmez doğru olarak kabul ederek bilgi tarafından şekillendiriliyor, bir anlamda gelişimi dondurularak anlama, bilincine varma aşamasına geçmesi duruyor.

Kuşkusuz bilgilenmeye her zaman için gereksinim vardır. Ancak, bilinçlenme süreci içindeki bir aşamanın, değişken, göreli-rölatif bir ürünü olduğunu kabul ederek.

Mütevazi insan ve mali kaynaklarla yapılan duyurunun kapsamının genişletilmesi ve etkinliğinin arttırılması için medyatik hale getirilmesi mümkün değildir. Esasen gerekli de, görülmemiştir. Ancak duyurunun yöneldiği merkezlere daha sık ve düzenli hatırlatma yapılabilirdi.

Yönelinen merkezlerin ilgisizliğinin altında sadece 2000 yılının, eğitim gibi sınırlanmış bir alanın, tarım ve köylülüğün ağırlığının azalışının ya da Türkiye'de bilgi ve ilgi yetersizliğinin olmadığı açıktır.

K.E.'leri eğitim orijinli bütünsel bir toplumsal dönüşüm projesi idi. Bu nedenle de cumhuriyet Türkiye'sinin toplumsal dönüşüm projesi ile organik bağa sahipti.

Bu nedenle ilgisizliği çözümleyebilmenin Türkiye'nin toplumsal dönüşümünü artıları ve eksileri ile anlayabilmekle mümkün olacağı düşünülmektedir.

Yüzyılın başındaki en alt bilinçlilik olan köylülük "sessizlik kültürü"'nden yüzyılın sonundaki "yarı-geçişken, populist" bilinçliliğin son evresine değin Türkiye üç büyük kırılma yaşamıştır.

"1. Kırılma; 1950". Çok partili sisteme geçiş.
"2. Kırılma; 1980". Dış dünyaya açılma.
"3. Büyük kırılma: 2001". Globalleşmeye entegrasyon.

1950 yılına kadar Türkiye modern Batı devletlerini model alan bir ekonomik-toplumsal dönüşüm süreci benimsedi.

Ekonomi kendine yeterlilik ve kıt kaynakların rasyonel kullanımı prensibi doğrultusunda geliştirilmeye çalışıldı.

Eğitim benimsenen modelin hem ekonomik hem sosyal boyutunun gerçekleştirilmesinde kullanılacak sürükleyici, dinamik insan kaynağının yetiştirilmesi olarak düşünüldü.

Eğitim anlayışının en radikal örneği özerk/bağımsız birey oluşturmayı hedefleyen K.E. oldu.

Batı'nın dünya pazarları üzerinde kontrol kurma çabası II. Dünya şavaşına yol açıp, büyük bir yıkım ile sonuçlanınca modernitenin demokrasi ile kontrol edilmesi gündeme geldi.

Türkiye'de geleneksel kesimlerin direnci ve ayrışmaya başlayan sosyo-ekonomik grupların çıkarları Batı'nın demokrasi talebi ile çakışınca 1950 kırılması yaşandı.

1. Kırılma ile ekonomik gelişme ön plana alındı. Önce plansız sonra 5'er yıllık kalkınma planları çerçevesinde tarım-ticaret-sanayi yönlü kendi içine dönük "ithal ikameci" döneme girildi.

Çok partili sistem ile birlikte, henüz köylülüğün "sessizlik kültürü"'nden tam çıkamamış olan toplum "populist liderlik" ile "yarı-geçişsiz populist bilinç" aşamasına girdi. Zaman içinde kemikleşerek toplumun "eleştirel bilinç" düzeyine geçişi önündeki en temel engellerden birini oluşturdu.

Eğitimden beklenen sürükleyici güç olma misyonu terkedildi. Ayrımsız tüm doktrinler boşlukta kalan eğitimin her kademesinde kendi görüşlerini kesin doğrular olarak aktarıp, benimsettiler. Buna bilgi ile doğru ilişki kurulamayışı uygun zemin hazırladı ve sonucu halen sürmekte olan bilimsel çalısma kısırlığı, yaratıcılık eksikliği ve eğitilmiş kadroların bağımsız düşünme ve değerlendirme yetersizliği oldu.

Türkiye, ekonomisi ile sosyal yapısı çatışan, sosyal yapısıda kendi içinde savaşan bir yıkım kültürüne girdi.

2. Kırılma kıt kaynaklarını rasyonel kullanmayan, içe kapanıklık nedeni dış borç dışında dış kaynak temin edemeyen bir ekonominin sınırlarına ulaşılması nedeniyle oluştu.

Sovyetler Birliğinin dağılma sürecine girmesi iç faktörlerin dış faktörlerle çakısmasına yol açarak kırılmayı zorunlu hale getirdi.

Ekonomi dışa açıldı, üretim önceliği tüketime, sanayi önceliği ticaret, ihracat, turizm ve hizmetler sektörüne geçti. Bu modelin finansmanı yüksek enflasyon, iç ve dış borç ile yapıldı.

Eğitim en dar anlamı ile sektörlerin ihtiyaclarına cevap verecek insan yetiştirme işlevi olarak yorumlandı, özel kesim ve vakıflara bırakıldı. Resmi eğitim tümüyle amaçsız hale getirildi.

2. Kırılmanın en karekteristik gelişimi cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bir damar halinde varlıgını sürdüren geleneksel islami yapının radikalleşerek bu dönemde K.E.'nin anti tezi olarak bütünsel bir toplumsal dönüşüm projesi ile ortaya çıkması oldu.

İran islam devriminin gerçekleşmesi yanında bu dönemde yaşanan yüksek oranlı kronik enflasyon ve bunun gelir dağılımında yarattığı şiddetli bozulma insanların ekonomik-sosyal kaygılarını ve güvenlik ihtiyaçlarını arttırarak islami projenin tabanını güçlendirdi.

Maddi, manevi tüm değerleri çözen iç ve dış borca dayalı tüketim modelinin sınırlarına dayanıldığı tarih Globalleşmenin Türkiye'yi entegrasyon tarihi ile çakışınca Türkiye 3. ve cumhuriyet tarihinin en büyük kırılmasını yaşadı.

Yüzyıl biterken bilgi ve iletişim teknolojilerindeki büyük gelişmelerin sonucu olarak zaman mekan sınırlarının kalkması gücün, iktidarın ulus-devlet ve siyasilerinin elinden uluslararası finans sermayesinin eline geçmesine yol açmıstır.

Globalleşme/Küreselleşme olarak tanımlanan bu yeni süreç devletin küçülmesini başta ekonomi olmak üzere yaşamın tüm alanlarından çeşitli ölçülerde çekilmesini talep etmektedir.

Ulus-devlet'ten beklenen, yerel üretici ve tüketici pazarlarının uluslararası sermayenin istekleri doğrultusunda hazırlanmasıdır.

Ulus-devlet'in değişen kimliğine bağlı olarak yurttaş, birey kimliği de çözülmektedir. Bireyden pazarın hızla değişen yapısına uyumlanmak dışında hiç bir şey talep edilmemektedir. Bu da sorumluluğu tümüyle kendine bırakılmış "tüketici" kimliği olmaktadır.

Bu süreç az gelişmiş ülkelerde çok daha şiddetli olmak üzere tüm dünyada "Belirsizlik, güvensizlik, emniyetsizlik" ortamı ve sonuç olarakta endişe, kaygı ve korku yaratmaktadır.

Bu güvensizlik zemini toplumun tüm kesimleri için bir ortak payda oluşturmaktadır. Eğitim ve eğitimcilerde toplumsal herhangi bir sorumlulukları olmayan yeni danışman statülerine geçmektedirler.

İnsanlari diğer canlılardan ayıran özel düşünme gücünün sonucu, bir anlamda da bedeli, ölüm, sonluluk korkusu olmuştur. Tarihsel süreç içinde bu korku ceşitli güvenlik mekanizmaları ile dengelenmiştir. Geleneksel toplumlarda din, modern toplumlarda devlet bu fonksiyonu üstlenmiştir. Koruyucu, kollayıcı aynı zamanda da sınırlandırıcı, cezalandırıcı nitelikte olan bu mekanizmalar hep kişinin dışında, uzağında yer almıştır. Ancak kişinin doğaya, üretim-tüketim sürecine, topluma ve kendine yabancılaşmasına yol açmalarına rağmen korkunun yatıştırılmasında belli etkinlik sağlamışlardır.

Girilen bu yeni evre de söz konusu sorumluluk ve güvenlik mekanizması tümüyle boşlukta kalmakta ve sonuç ekonomik-sosyal boyutu aşan bir "Varoluşsal korku" olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu gün Dünyada Türkiye gibi ülkeler için güncel, reel, gelişmişler için ise potansiyel tehlike niteliği taşıyan bu korku ile başetmenin arayışları vardır. Globalleşen dünyayıda dengeye kavuşturacak çözümün "eleştirel bilinç düzeyinde, özgüveni yüksek, özerk kimlik" oluşumu olduğu düşünülmektedir.

Bu gün Türkiye'de populist bilinç düzeyinin artık yönlendiremediği, ancak güvenlik ihtiyacının körüklemesi ile totaliter yönetimlerin en alt biçimi olan bir dinsel modelde bütünleşme ihtimalide bulunan bir insan ve toplum dokusu vardır.

Cumhuriyetin eğitilmiş kesiminin önemli bir bölümü populist bilincin olumsuz etkilerini taşımaları nedeniyle özerk birey kimliğinin oluşumu için uygun zemin oluşturmada zayıf kalmaktadır.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde SİTE' nin bilimsel araştırmalara taban oluşturma fonksiyonunun geliştirilerek sürdürülmesi yanında Türkiye' nin yaşamsal ve tarihi gereksinmeleri doğrultusunda bir arayış içinde de olunacaktır.

Modern Batı gelişimi kendi iç dinamikleri ile oluşan ve önceden belirlenmiş hedefleri, amaçları olmayan doğal bir süreçtir. Bu sürecin arkasında aydınlanma döneminin yarattığı rasyonel, düşünen insan yapısı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan bilimsel-teknolojik gelişme bulunmaktadır.

Türkiye modernleşmesi ise belirlenmiş bir hedefe doğru yönlendirilmiş bir süreçtir. Bu yapısı nedeni ile yöntemli bir müdahaleyi, etkilemeyi gerektirmiştir. Bu etkilemenin başarılı olabilmesi hem var olan yapının gerçeklerinden kopmamaya hem de bu gerçeklere mahkum olmamaya bağlı olmuştur.

K.E. Projesi bu zorunlu yönlendirmenin rasyonel, akılcı yöntemi olarak ortaya çıkmıştır. Ancak K.E. Projesi gerek kapsam gerek uygulanma süresi açılarından tamamlanmamış bir projedir.

Bu nedenle, K.E.'leri hem mesleki yönlerdirme ile Türkiye'nin tarım dışı ekonomik faaliyet alanlarında mesleki nitelik ve kimlik oluşturmaya hem de projenin kendisi üzerinde daha derin inceleme ve araştırma yapacak Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlıları yetiştirmeye olanak ve zaman bulamamıştır.

Buda doğal olarak K.E. çıkışlıların Türkiye'nin toplumsal yaşamında öğretmenlik mesleğinde ağırlık kazanmalarına ve çalısmalarının da öncelikle şiir, öykü, roman, anı gibi edebiyat türlerinde verilmesine yol açmıştır.

Bu durum K.E. projesinin toplumsal sorumlulukla güçlendirilmiş bir pratik okulculuk anlayışı olarak dar ve yanlış yorumlanmasını getirmiştir.

Bu yorumlamanın en olumsuz etkisi projeyi bütünlüğü içinde kavrayacak bilimsel çalışmalar önünde doğal bir engel oluşturmuş olmasıdır.

Son zamanlarda az sayıda olsada bu engeli aşan ve K.E. projesine dışındakilerden yeni bakış açıları getiren çalışmalar yapılmaya başlanmıştır.

Ancak K.E. üzerine çözümleyici, kapsamlı ve hala geçerliliğini koruyan en önemli bilimsel araştırma, bilimsel disiplin geleneğinden gelen bir yabancının "Fay Kirby" 'nin 1962 tarihli doktora tezidir.

Tüm bu faktörler K.E. projesinin toplumsal yapı üzerindeki olası dönüştürücü etkisini genel olarak ölçmemizi engellemiştir.

Ancak bundan daha da önemlisi hedeflenen modele ulaşılıp yönlendirilmiş bir süreçten doğal bir sürece geçilmesinin başarılması durumunda ortaya çıkacak özerk, bağımsız birey kimliğinin modern Batı kimliğinden ne gibi farklılıklar gösterebileceğinin özel olarak görülmesi olanağı da kalmamıştır.

Bu gün Batı'nın globalleşen Dünyanın talep ettiği "tüketici" kimliğine alternatif olacak bir kimlik üretmede çektiği güçlük K.E. projesinin bu özel yanını daha önemli ve güncel yapmaktadır.

Türkiye'de kapitalist, marksist toplumsal modeller zemininde yapılanmış kesimlerin farklı şiddette olsada K.E. projesini benimsemede çektikleri güçlük ve Fay Kirby'nin araştırmasında K.E.'nin Dünya'daki benzer deneyler arasında tek, yeni, Türkiye'ye özgü, bütünsel bir proje olarak değerlendirilmesi projede o günden öngörülemiyecek kritik bir farklılığın söz konusu olduğunu düşündürtmektedir.

Bu nedenle arayışımızda; bu gün bir kimlikler kaosu yaşayan Türkiye içinde yaşamsal bir gereksinim olan alternatif kimlik oluşumundan, özel-kamusal alan kurumlarına, diğer bir anlatımla sivil toplum oluşumlarına ve bunların siyasi yansımalarına ve şu an bilinmiyen ve belirlenemeyen sosyal var oluş yelpazesinin tüm açılımlarına ekonomik varoluşla ilişkileri koparılmaksızın yer verilecektir.

Köy Enstitüleri 2000, İzmir, 17. Nisan 2001
Bir sayfa geri